Dövizli askerlik dosyası: Ne gerekli, neler yaşadım?


Uğraştığım bir sürü şeyin çaldığı zaman ve bu şeylerin bana yaşattığı yorgunluk nedeniyle bloga bir türlü yazacak enerjiyi bulamadım ama hazır ufak bir fırsat bulmuşken yolu buraya düşen insanlara da yardımcı olabilecek bir konudan bahsetmek istiyorum: dövizli askerlik.

Rafet el Roman da dövizli
askerlikten yararlananlardan
Dövizli askerliğin hakkaniyete ne kadar uygun olup olmadığı kendi başına bir tartışma konusu olabilir ama dövizli ile bedelli askerliğin aynı şey olmadığının altını çizmek lazım. Dövizli askerlik yurtdışında çalışan TC vatandaşlarına verilmiş bir hak. Yaptığım araştırmalara göre bu tartışma ilk kez 1970'li yılların sonlarında ortaya çıkmış. Bu hakkın getirilmesinin en büyük nedeni hem gurbetçilerin işlerini kaybetmemelerini sağlamak hem de ekonomik darboğazdaki ülkeye döviz getirmek. 1980'de yasalaşan tasarıya göre: "29 yaşını geçmemiş, çalışma ve oturma iznine sahip işçi sıfatı ile yabancı ülkelerde en az bir yıl çalışmakta olan vatandaşlarımız 440.000 TL'nin 1.3.1980 tarihindeki resmi kur üzerinden karşılığı yabancı ülke parası yatırma" şartı getiriliyor ama bu kişinin halen 2 ay askerlik yapması bekleniyordu. Bu kanundaki miktar ve yaş zaman içinde hep değişti durdu. Mesela 1988'de ücret 10,000 Mark yapılmış. 1992'de ise çalışma süresi birden üç yıla çıkarılmış. Daha sonra Türkiye'de iki aylık askerlik, önce üç haftaya indirildi, 2012'de ise tamamen kaldırılırken ücret 10,000 € oldu. Tabii ki bu fiyat Almanya'da neredeyse 7 aylık asgari maaşa denk geldiği için tepki gördü ve daha sonra gitgide aşağıya çekildi.

Artık günümüze gelelim: En geçerli kanuna göre:

"Oturma veya çalışma iznine sahip olarak işçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek ya da sanatı icra ederek, yurt içinde geçirilen süreler hariç olmak üzere, toplam en az üç yıl süre ile fiilen yabancı ülkelerde bulunan ...yükümlüler, 38 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar durumlarını ispata yarayan belgelerle birlikte bağlı bulundukları Türk konsoloslukları aracılığı ile askerlik şubelerine başvurmaları ve 1.000 Avro veya karşılığı kadar yönetmelikte belirtilecek yabancı ülke parasını, başvuru tarihinde defaten ödemeleri halinde muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar."

Şimdi bu upuzun cümlede dikkat çeken ve kalınlaştırdığım şeyler var. Hepsine birer birer bakalım:

İşçi, işveren sıfatıyla: Yurtdışında iş bulduysanız, şirketiniz sizi iş için yurtdışına gönderdiyse ya da benim gibi doktora yaptıysanız "işçi" statüstünde sayılıyorsunuz. Başka bir deyişle, yurtdışında aldığınız maaştan yaşadığınız ülke gelir vergisi kesiyorsa ya da bir sosyal güvenlik sigorta numaranız varsa bir sıkıntı yok. İşe başladığınız gibi "bağlı olduğunuz" (detaylar aşağıda) konsolosluktaki askerlik bürosuna gidip sosyal güvenlik kartı, sözleşme, pasaport, kimlik (ve bu saydıklarımın fotokopileri) ile dosyanızı açtırabilirsiniz. Artık 38 yaşına kadar askerlikten tecillisiniz.

Yukarıdaki cümlede değinilmemiş ama işçi statüsündeyken bir yılda 6 aydan fazla Türkiye'de kalınınca bu statü kaybediliyor. Yani yurtdışında paralı bir doktora programına başvurup, parayı alırken yılın yarısını Türkiye'de geçirmek gibi bir durum yok. Zaten Türkiye'de fazla zaman geçirmek aşağıda da görüleceği gibi pek de akıl karı bir strateji değil.

Yurt içinde geçirilen süreler hariç... en az üç yıl süre ile fiilen yabancı ülkelerde bulunan: Herkesten şöyle şeyler duyuyor olabilirsiniz: "Aa üç sene çalış yurtdışında, askerlik yapma". Tabii aslında olay o kadar kolay değiş çünkü siz ailenizi, arkadaşlarınızı görmek için Türkiye'ye geldikçe üç yılı doldurmanız o kadar zorlaşıyor

Excel'de 1095 günü hesaplarken
Yapmanız gereken şu: bilgisayarınızda bir tane Excel dosyası hazırlayın. Bir kutuya =TODAY yazarak o günün tarihini oluşturun, diğer kutuya da çalışmaya başladığınız tarihi yazın. Bunları birbirinden çıkarın. Yan tarafta da Türkiye'de geçirdiğiniz tarihleri hesaplayıp, toplamını alın. [Ancak dikkat; diyelim ki 1 Ocak'ta geldiniz, 2 Ocak'ta ayrıldınız. Direkt çıkarma yaparsanız sonuç 1 olur ama bu yanlış çünkü Türkiye'de geçirdiğiniz gün sayısı aslında 2 (1 Ocak ve 2 Ocak)]. Ne zaman ki: (Bugün - çalışmaya başlanılan tarih - Türkiye'de geçirilen gün sayısı = 1095), işte o zaman dövizli askerliğe başvurabilirsiniz.

İşin ilginci şu: Eğer çalıştığınız süre içinde tatillerde Türkiye dışında başka bir ülkeye giderseniz bu tarihler 1095 günden düşmemekte. Yani yabancı bir ülkede çalışan ve Türkiye (ve büyük ihtimalle Kuzey Kıbrıs) dışındaki ülkeleri gezen biri tam olarak üç senede gerçekten de dövizli askerliğe başvurabilir.

Bu arada haftasonları bu 1095 günün içinde.

38 yaş: Diyelim ki bir şekilde 36 yaşına kadar Türkiye'de bir şekilde askere gitmeden yaşamayı başardınız ve yurtdışında bir iş buldunuz. Teoride dövizli askerlikten yararlanmak imkansız çünkü tecil 38 yaşına kadar ve 1095 gün çalışma günü doldurma gibi bir durum yok. Ya da 30 yaşında yurtdışında işçi statüsünde kaydoldunuz ama bir şekilde 38 yaşında 1095 gününüz dolmadı. Yine askerlikle ilgili bir sorununuz var. Diyeceğim o ki bu işi 30'lu yaşların sonuna bırakmamak gerekmekte.

Belgelerle: En önemli belge o ülkenin sosyal güvenlik kurumundan alınan ve çalıştığınız süreleri gösteren bir belge. Genellikle bunu internetten bir form doldurarak ücretsiz olarak istiyorsun ve eve postayla gönderiyorlar. Ancak şöyle bir durum var. Ben 2017 yılında bu belgeyi istediğimde bana gelen belge 2016'da bitmekteydi çünkü 2017 yılı tamamen bitmediği için o sene çalıştığın süre kayda geçemiyor. Halbuki benim 1095 günüm 2017 yılının başında dolmuştu. Bu boşluğu kapatmak için 2017 yılının maaş bordrolarını götürmem yeterli oldu. Size de tavsiye ederim. Aslında zorunlu değil ama e-Devlet'ten yurda giriş çıkış tarihlerini gösteren bir belge alabilirsiniz. Ancak bu belgeyi bir kontrol edin derim çünkü bu giriş çıkışlarda pasaport polisinin sisteme giriş yapmayı unutması gibi bir durum olabilir, bu da sizi mağdur edebilir. Pasaportunuzdaki damgaları, uçak biletlerinizi bu belge ile karşılaştırın. Öte yandan bu belgelerin yanında geçerli bir pasaportunuz ve geçerli bir çalışma izniniz olması lazım. (Çok önemli: oturma değil, çalışma. Bunu da aşağıda açıklayacağım).

Bağlı bulundukları Türk konsoloslukları: Bu çok basit gözükse de beni (kısmen benim hatam da olsa) mağdur etmeyi başaran bir noktaydu. Eskiden yakınındaki konsolosluğa elini kolunu sallayıp erkenden gider, sıraya girer, işini yapardın. Ancak artık bu işlemlerin ilk adımı konsolosluğun websitesinden yapılmakta. Randevunu alıyorsun, o zamanda gidiyorsun, işini hallediyorsun. Teoride aslında mükemmel bir uygulama.

Chrome ile konsolosluk.gov.tr'de iki dakika geçirdikten sonra
Ancak öncelikle "konsololuk.gov.tr" ile ilgili bir yorumum var. Bu siteyi Google Chrome ile düzgün bir şekilde kullanmak oldukça zor. Her tıkta tekrar ve tekrar randevu almak istediğin konsolosluk seçtiriliyor, randevu almak için bütün bilgilerini giriyorsun ve mailine bir şifre gönderiliyor. Bazen bu şifre gelmiyor, yenile dediğinde bütün bu bilgileri yine girmen lazım. Bazen şifreyi zamanında girsen bile yeni tekrar başa döndürüyor, vesaire. Bu nedenle bu site için - ne kadar nefret etseniz de - Internet Explorer/Microsoft Edge kullanın.

Ayrıca ben şöyle bir durum yaşadım. X konsolosluğundaki en yakın randevu için 1 aydan fazla beklemek gerekiyordu ve haftada sadece bir gün bu işleme ayrılmıştı. Öte yandan ben de bu işlemleri iş kontratım sonlanmadan halletmek istiyordum ve ucu ucuna bir başvuru yapmak (herhangi bir belgede sıkıntı olması gibi bir durum olma ihtimali nedeniyle) mantıklı değildi. Ayrıca "bulundukları Türk konsoloslukları" tabirini ben şöyle anlıyordum: A ülkesinde yaşıyorsan A ülkesindeki konsolosluklara bağlısın, yani B ülkesine gidip işlemini yapamazsın. Bu nedenle ben de nasıl olsa aynı ülke diyerek X konsolosluğuna değil de Y konsolosluğu randevularına bakmak istedim ve gördüm ki bu adamlarda her hafta her gün randevu alınabiliyor. Ben de hemen bir sonraki hafta uygun bir güne randevu aldım ve belgelerimi toplayarak bir saat uzaklıktaki bu şehre gittim. Ancak orada öğrendim ki bu bağlı bulunmak meselesi yaşadığın şehir/köyle alakalıymış ve benim yaşadığım köy de X konsolosluğuna bağlıymış. Doğal olarak Y konsolosluğundan çıktığım anda alelacele internetten o garip siteyi kullanarak (hem de telefondan, düşünün yani çektiğim acıları) X konsolosluğundan randevu almak istedim. Tabii ki en yakın randevu saati daha da ötelenmiş ve sözleşmem bittikten sadece dört gün sonraya denk gelmekteydi. Burada bir hata daha yaptım. Gerçek bir Türk gibi, "amaan başlarım randevuya, benim durumum özel" diyerek X konsolosluğu kapısına o an dayanmam lazımdı ama yapmadım. Günümü bekledim ve sonra başımın belası bir şeyle karşılaştım.

Oturma veya çalışma izni: Buradaki "veya" o kadar kandırıcı ve yalan ki, anlatmak çok zor. Başvurumu halletmek için konsolosluğa gittiğimde belgelerim hazırdı, 1095 günümü aslında bir buçuk ay önceden tamamlamıştım, oturma iznim vardı. Her şeyin tamam olması lazım.. değil miydi? Değildi. Çünkü sözleşmem bitmişti ve bu sözleşme sonrası altı aylık iş aramaya bağlı olarak oturma iznim vardı. Yukarıda cümlenin tamamı "oturma veya çalışma iznine sahip olarak işçi, işveren sıfatıyla..." diye devam etmekte ve "oturma iznine sahip işçi" diye bir duruma izin vermekte olsa da konsolosluk görevlileri bu durumu pratikte reddetmekte ve "sadece oturum izinli işçi olmaz" demekte. İşi daha ilginç kılan şeylerden biri de aslında şu: bulunduğu ülkede işsizlik maaşı almakta olan insanların bu dönemi de 1095 günden düşmekte. Ben de bu altı aylık iş aramaya bağlı oturma iznine sahip iken bu maaşı aldım, yani bulunduğum ülkenin sosyal güvenlik sistemini kullanmaya devam ettim. Yani "çalışma" iznim olmasa da maaşım vardı ve bu maaştan gelir vergim, emeklilik payım vs. kesildi. Bunu söylediğimde konsolosluk görevlileri önce bir şaşırsa da yine de "çalışma" iznimin olmadığını iddia ederek dosyayı kapatmadılar. Bu dönemde kendileri ile sık sık görüşme fırsatım buldu. Aslında iyi niyetli olduklarına ve bu karmaşık durumu çözmek istediklerine gönülden inansam da bu dönem benden ekstra belge isteyip, getirdiğimde bunu hatırlamamaları olsun, kendilerine daha önce bıraktığım bazı kopyaları hiç almadıklarını iddia etmeleri olsun, şu kadar süre sonra bir daha gel konuşalım dedikten sonra gidince bunu hatırlamamaları olsun, garip garip şeyler yaşadım. Oldukça dağınıklar ve hiç konsantre değiller. Kendilerinin bu tavırları bana her önemli şeyi not etmeyi, önemli belgelerin fotokopilerini hep yanımda taşımamı ve sabırlı olmayı öğretti ve bu edenle çok teşekkür ediyorum arkadaşlara. En sonunda bu problem halloldu, ama o da başka bir hikaye. Sırası gelince anlatılır.

1.000 Avro veya karşılığı kadar: Geldik en son duruma. Statün "işçi", oturma ve çalışma iznin var, 1095 gün çalıştın, belgeler tamam, iki tane de fotoğrafın var. Konsolosluktan alacağın hesap numarası ile bankadan parayı transfer yapıyorsun, açıklamaya önemli bilgilerini giriyorsun ve dekontunu konsolosluğa gidip geri veriyorsun. Son bir iki imza sonrası da işlem tamam.

Bu noktada konsolosluk görevlisi Türkiye'deki askerlik şubesini 3 hafta sonra arayıp paranın yatıp yatmadığını sormamın iyi olacağını söyledi. "E-Devletten göremez miyiz?" soruma ise önce e-Devlet'i ilk kez duymuş gibi baktıktan sonra "ha evet ama oraya daha geç giriyorlar" diye cevap verdi. Tabii ki de üç gün sonra e-Devlet'te durumum değişmişti ve paranın yattığı yazmaktaydı.

- ** -

Sonuç olarak bolca detaylandırarak ve kendi hikayemi anlatarak bu dövizli askerlik konusuna bir açıklık getirdiğimi düşünüyorum. Bir yandan da şunu söylemek istiyorum. Ben her ne kadar 2011'den beri yurtdışında yaşasam ve gelecek planlarımı hep buralarda yapıyor olsam da, sırf askerlikten muaf olmak için 3-3,5 sene yurtdışında çalışmayı seçen ve işini bitirip Türkiye'ye dönen insanlara da saygıyla yaklaşıyorum. Herkesin kendine özgü bir nedeni var ve buna saygı duymak lazım. Hele yurtdışında torpilsiz bir biçimde iş bulup, bu işi 3-3,5 sene elinde tutmak gerçekten takdire şayan ve insanı çok zorlayan bir davranış. Öte yandan her şeye rağmen ufaktan bir eşitsizlik durumu da yok değil. Herkesin bu haktan yararlanma imkanı yok. Öte yandan maalesef bangır bangır dövizli askerlikten yararlandığını duyuran, rahatladığını cümle aleme davul zurna ile ilan eden insanlar var. Hele askerlerimiz Orta Doğu bataklığında - haklı ya da haksız - bir savaşın içine itilmişken bu haktan yararlandığını her yerde dillendirmek de çok doğru gelmiyor. Ben bu post'ta yasal bir hak olan "dövizli askerlik" meselesinin ne olduğunu birinci ağızdan insanlara yardım olsun diye anlattım ama bunun ile böbürlenip böbürlenmeme meselesini kişilerin vicdanına bırakıyorum.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.