Bu meydan kanlı meydan

Yazılabilecek çok şey var aslında da insan ciltlerce yazı yazsa ne değişecek? Ama yine de bir kaç şey diyeyim dilim döndükçe, elim çalıştıkça.


Suruç bombalaması olduğunda elimden geldiği kadarıyla hayatını kaybeden insanların Facebook profillerine bakmaya çalıştım. Bu cesur insanlar kimdi? Nerelerde yaşıyorlardı? Ne yapıyorlardı? Önce birini buldum, sonra onun arkadaşlarından başkalarını, derken geri kalanları. Bir kesim yaratığın daha ilk saniyeden öcüleştirmeye çalıştığı o insanlar senden benden farklı değildi. Arkadaşlarıyla kafelere gidip fotoğraf çektiren, gülen oynayan, sosyal medya profillerini siyasi mesajlara da öyle çok boğmamış insanlardı. Kobani'de kalmış tek tük çocuğa oyuncak, direnen bireylere ise manevi destek götürmeye nasıl karar vermişlerdi acaba? Bu asil cesarete nasıl sahip olmuşlardı?

Ankara'da ölenler de farklı değil. Sağolsun, bazı Twitter kullanıcıları hayatını kaybeden bu bahtsız insanların günlük yaşamlarından paylaşımlar yapmış. Bazısı gülerek selfie çekmiş, bazısı Boğaz kenarında fotoğraf paylaşmış, birisi ağaçtan kurtadığı kediyi nasıl sahiplendiğini anlatmış, biri de "annemi özledim" demiş, başka bir şey dememiş. Bir de "barış" istemişler tabii ki, bunu istedikleri için de öldürülmüşler.

Bir de sosyal medyada hemen bu gençleri "terörist", "vatan haini" diye yaftalayan onursuzlar var tabii ki. Profillerine bir bakıyorsun, Türkçü gezinip en basit Türkçe dilbilgisi kuralından haberi olmayan mı istersin, sabah "şehit öldü yastayız" diyip akşam saçma sapan bir pop şarkıcısına ya da dizi oyuncusuna yavşak yavşak mesaj atan mı istersin? Bunların biraz gelişmişleri de televizyonlarda cirit atıyor. "Bombalama doğru değil" diye başlayıp "ama" diye devam ediyorlar cümlelerine. Akıllarında ise tek soru: "Bu rejim yıkılırsa villamın kirasını nasıl ödeyeceğim?".

Öyle bir yaşama soktular ki bizi, "barış", "demokrasi", "özgürlük" gibi kavramlar için toplanan topluluklar ya polis copunun, ya esnaf tekmesinin, ya da terörist bombasının hedefi oluyor. Sonra bakıyorsun o upuzun ölü/yaralı listelerine, tanıdık bir isim var mı diye. Daha sonra o listedeki herkes senin tanıdığın oluyor. Daha da bütünleşiyorsun onların o masum istekleriyle.


Bugün bir fotoğraf vardı. Şerefsizler tarafından öldürülmüş Ali İsmail'in fotoğrafının önünde yürüyüşe katılmış bir çocuk fotoğrafı. O çocuk Ankara'da katledilmiş. Bu sefer o çocuğun aynı fotoğrafıyla yürüyüşe katılmış bir başka çocuk kameralara takılmış. Ellerinden gelse o çocuğu da öldürürler. Bazen umutsuzluğa katılıyorum ama bazen de diyorum ki istedikleri kadar öldürsünler, yeniden doğacağız. Çünkü haklıyız. Varsın hepimizi öldürsünler. Karanlıkların içinde, dış dünyadan soyutlanmış bir Ortadoğu ülkesi haline gelirsek, bugün bu aydınlık yüzlere "terörist" diyenler yarın ne kadar hatalı olduklarını görecekler. Bunu biliyorum.

Bu işlere kafa yormaya başladığım zamanlarda yapılan bir öğrenci gösterisinden sonra yazmıştım bu satırları. Üstünden kaç seçim, kaç 1 Mayıs, kaç demokratik gösteri geçti kim bilir. Gezi, yolsuzlukluk, saray vesaire. Ama bakıyorum ki ne bu ülkede bir şey değişti, ne de benim fikirlerim değişti.


"Biz hiç susar mıyız? Yanıldılar. Baştan aşağı yalandılar. Bir yalana inandılar. Onlar masallara kandılar. Hayal etmektir mesele. Mutlu sonla bitmese de kavgamızdan vazgeçmeyiz; öldürseler de eksilmeyiz.
Yoksunluğa inandırdılar. Bir sultanı andırırdılar. Sanki asla yıkılmazdılar ama kelepçe vuramazdılar. Panzerler ve silahları, piyon bunlar, saklı şahları. Kulu olmuş padişahların. En korkuncu bu zamanların. 
Bomba gördüm. Bin parçaya parçalandım. Sadece bir harcanandım. Sen görmedin, ben yanandım.
Zulmü gördüm. Bir kuytuda dövdürüldüm. Bir çukurda öldürüldüm. Bin yürekte tekrar doğdum."

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.